Reklam
DOLAR: TL
EURO: TL

KARADENİZ`İN İNCİSİ: GİRESUN….

KARADENİZ`İN İNCİSİ: GİRESUN….
Reklam

Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Folklor Enstitüsü den Doç.Dr. Sönmez Abbaslı “Her yolculuk bir masaldır” diyorlar. Şehir hayatının gürültüsünden kaçıp kafa dinlemek isteyenlere Türkiye’nin Karadeniz bölgesi, bir yanda masmavi ferah Karadeniz’i, diğer yanda yemyeşil dağ manzarası ile inanılmaz bir güzelliğe sahip. Karadeniz denildikde ise akla ilk gelen şehirlerden biri, mutlaka görülmesi gereken Giresundur.

Abbaslı sempozyumun Giresun için büyük önem tşıdığını vurgulayarak şu ifadelere yer verdi.2018 yılının sonbaharında Amasya’ya yolculuğumuz zamanı Giresun’da Karadeniz sahilinde kesit bir zamanda öğle yemeyi yemek fırsatı bulmuştuk. O zaman şehri gezemediğimiz için üzülmüş, tekrar bu toprağa gelip doyunca gezmek istemiştik. Bu yılın Haziran ayında Giresun’da düzenlenen “II Uluslararası Dergi Karadeniz Sosyal Bilimler Sempozyumu” bu şehri yakından tanımak planlarımızı kolaylaştırdı.

Karadeniz bölgesinin yemyeşil şehri olan Giresun! Kirazın ana vatanı, fındığın başkenti, Türkiye’nin en temiz havasına sahip şehri. Eski Kerasus denilmesinin nedeni de çevresinde yetişen yabani kirazmış. Adını kirazından, ürününü fındığından alan, Kuzey Anadolu dağlarına doğru sıralanmış bu güzel şehir fındığı, kirazı ile hem Türkiye’de, hem de dünyada tanınır. Şehrin kuruluş tarihinin Miladdan önce 350 yıllarına dayandığı söylenilir.

Dağlık bir araziye sahip olan kentin merkezindeki Giresun Kalesi, şehir merkezini tepeden görür. İç ve dış olmakla iki ayrı kaleden oluşan bu meşhur yapıdan günümze çok az kalıntı kalsa da görülmeye değer.

Şansımızdan Giresun’un en iyi caddesi diye tarif edilen Gazi caddesine yerleşiyoruz. Bu inişli çıkışlı cadde, çok sayıda alışveriş yerleri ve kafeleri, eski yeni dükkanları ve tarihi yapılarıyla en meşhur caddesidir Giresun’un. Günün istenilen saatinde insan akını ile karşılaşıyorsun bu caddede. Oldukca kalabalık olan bu caddenin trafiğe kapalı olduğunu öğreniyoruz. İnişi çok kolay ve hoş olsa da yokuşu bir az zordur. Cadde ile aşağı inirken karşımızda Karadeniz’in

büyüleyici manzarası görünür, aynı zamanda da masmavi ferah denizin serinliği hissedilir. Böylece, kaldığımız müddette caddeyi bol bol, aşağı yukarı dolaşıyor ve yazın sıcak günlerinde bir bahar serinliği yaşamak için deniz sahiline inip çay içmek fırsatını kaçırmıyoruz.

Giresun’un güzellikleri merkezle bitmiyor, yeşillikler şehrinin mutlaka görülmesi gereken meşhur doğa manzaraları, yaylaları var. Böylece, önce Giresun’un Çimşir Köyü`nden doğadan tabi olarak çıkan Fatsu doğal kaynak suyunun üretim tesisinin su kaynağına 3,5 km kadar uzaklıktakı Sultaniye Köyü`ne doğru yol alıyoruz. Birkaç resim çektirip, yol üzerindeki harika bir köye varıyoruz. Giresun doğasının tadını çıkarmak için harika bir hava var şansımıza. Aslında hava çok soğuk, ama mis gibi. Şehir merkezindeki kadar sıcak değil. Üzerimize ceket alıp hem meşhur Karalahana çorbasının tadına bakıyor, hem de bu muhteşem doğa kucağında bir az dinleniyoruz.

Sıradaki gideceğimiz yer ise Bektaş Yayla`sıdır. Şehir merkezinden 56 km uzaklıkta ve 2100 metre yükseklikte yerleşen yaylaya varınca dumanlı hava bizi takip ediyor. Tarihi Bektaş Yayla Pazarı`na doğru yürüyoruz. Her pazar günü burada çarşı kurulur ve erken saatlerden kalabalık görülmeye başlanır. Pazarı dolaşıp kiraz ve başka yiyeceklerden alırken,Karadeniz kadınlarının baş örtüsü “Keşan” dikkatimizden kaçmıyor. Bugün keşan çok az kullanılsa da bir zamanlar Karadeniz kadınının vazgeçilmeziydi. Kırmızı siyah renklerin hakim olduğu bezden yapılmış ve yediden yetmişe her kadına ayrı bir güzellik katan keşandan beğendiğimiz birini alıp hemen başımıza örtüyor ve tarihi pazarın fonunda fotoğraf çektiriyoruz. Vakit kaybetmeden Kulakkaya Yayla`sına doğru gidiyoruz.

Doğanın içinde, ormanın içinde huzurlu şekilde, sessiz, şehrin gürültüsünden uzak bir yerdir burası. Müzeni hatırlatan bir otele varıyoruz. Doğal malzemelerle inşa edilmiş, köy kültürü üzerine dizayne edilmiş bu büyüleyici mekanda insan doğa ile iç içe huzur buluyor. Ağaç ve taşın buluşması dikkatçekiyor. Müzeni hatırlatan odalarda bol bol resim çektiriyoruz.

Daha görülmesi gereken Kuzalan Şelalesi ve Mavi Göl Tabiat Parkı var. Eskiden Mavi Göl’ün fotoğraflarını görmüş ve oraları görmeyi çok hayal etmiştik. Aslında Kuzalan Şelalesi Mavi Göl’e giden yolun üzerindeymiş. Yoldan şelaleyi görmek mümkün. Buz gibi suyu olan şelalenin yanında insanlar durmadan fotoğraf çektiriyorlar. Hafif yağmur çok kalmamıza izin vermese de biz de birkaç resim çektirip Mavi Göl’e doğru ireliliyoruz. Karadeniz bölgesinde sodalı suyun dere halinde aktığı tek yerdir Mavi Göl. Göksu Deresinde yer alan ve 4 gölden oluşan Mavi Göl’e çok zaman “Sodalı Göl” de denilir. Bu gölün suyu turkuaz rengindedir. Eşsiz bir manzara sunan göl, özelliği kireç taşları ve sodalı suyun etkisine borçludur. Bu güzel ortamda insan saatlarce kalıp huzur bula bilir.Yukarıdan aşağıya bu muhteşem doğa güzelliğini bir hayli seyr etdikden sonra şehir merkezine dönüyoruz.

Ertesi gün ise Giresun’la ilgili bir şiirde denildiği gibi “havası sert, insanı mert, sözü senet, cennet Giresun”dan ayrılma vakti geliyor. Böylece, masal gibi geçen daha bir yolculuğumuz da sona eriyor. Bu cennet şehirden ayrılsak da geriye her zaman hafızamızda yer alacak tüm hoş anılar kalır. Karadeniz’in incisinin unutulmaz hatıraları…

Hasret tohumların yeniden yeşersin Giresunum!

Reklam
Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık